Kredi Çekilirken Hayat Sigortası Yapmayan Banka Sorumlu Olur Mu?
- 7 Nis 2020
- 2 dakikada okunur

Günümüzde kredi çekmek isteyen bir kişiye bankalar tarafından birçok evrak imzalatılmaktadır. Ancak çoğu zaman kredi ihtiyacı olanlar bu evrakları tam olarak okumamaktadır. Bunun birçok olumsuz yönü vardır. Öncelikle kredi çekilirken kesinlikle şu hususa dikkat etmek gerekmektedir. Banka tarafından çekilen kredinin koruması olacak şekilde kredi koruma sigortası yapılmış mı ya da banka tarafından kişiye hayat sigortası yapılmış mı? Çoğu banka tarafından bu hususlar yerine getiriliyor. Ancak tabi ki bu konuda bir takım aksilikler yaşanabilir. Örneğin banka tarafından tarafınızın açık rızası alınmışken (yani hayat sigortası yapılmasını açıkça onaylanmışken) primler hesabınızdan kesilmesine rağmen sağlık sigortası yapılmayabilir ve yapılmadığı zamanda riziko gerçekleşip krediyi çeken kişi vefat edebilir. Bu durumda mirasçılar mı ödeme yapacaktır? Bu konuyu inceleyebilmek için ikili bir ayrıma başvurmak gerekecektir.
Öncelikle belirtelim ki bankaların kredi çekilirken size hayat sigortası yapmak gibi bir yükümlülükleri yoktur. Bunu talep edecek olan yine krediyi çeken kişidir. Bankanın yükümlülüğü ise kredi çekilirken kredi çeken tarafından açıkça bu hayat sigortasının yapılması istenmişse başlayacaktır. Yani kredi çeken tarafından hayat sigortasının yapılması istenmemişse bu durumda kişi vefat ettiğinde banka kalan kredi borcunu ödemekten sorumlu olmayacaktır. Bunun sorumluluğu da dolayısıyla mirasçılara kalacaktır. Yani mirasçılar kalan kredi borcunu ödemek zorunda olacaktır.
Ancak hayat sigortası istenmiş ve banka tarafından hayat sigortası ihmal sonucunda yapılmamışsa bu durumda banka kişinin vefat etmesi halinde kalan borçtan sorumlu olacaktır. Buna ilişkin olarak verilmiş yerel mahkeme kararları ve Yargıtay içtihatları da mevcuttur. Burada bir karar metnini paylaşmak gerekirse Ankara 13. Tüketici Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar aynen şöyledir:
"Talebe rağmen yapılmayan hayat sigortası nedeniyle davacı mirasçılardan kalan kredi borç bakiyesinin tahsil edilemeyeceği hususu sübut bulmuştur. Bu kapsamda davacılar tarafından davalı bankaya yapılan 40 bin 204 TL'lik ödeme yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir"
Yine YARGITAY 13.Hukuk Dairesi E.2015/31586 K.2016/22675 ve 01.12.2016 tarihli kararı da aynen şöyledir:
“Sözleşmenin eki niteliğinde bulunan 15.09.2010 tarihli başlığı TALİMAT olan matbu belgede de tarafların konut ve hayat sigortası ile bunlarla sınırlı olmaksızın diğer ihtiyari sigortalarında Banka tarafından resen yaptırılmasını ve sigorta primlerinin nezdinizdeki mevcut hesaplarımdan tahsil edilmesini talep ve muvafakat ederim şeklinde benzer düzenleme yer almaktadır. Sözleşmenin ve eki niteliğindeki talimatın bu hükmü ile yukarıdaki yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde bankaya kredi borcunu sigorta altına aldırma yükümlülüğü yüklenmiş olup kural olarak banka tüketiciyi sigorta yapmaya zorlayamaz ise de bu konuda kredi sözleşmesinin kurulmasından önce bankanın tüketiciyi bilgilendirme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmelidir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte tüketiciye kredi açarken kendi alacağını, menfaatleri doğrultusunda adi kefalet ya da maaştan ödeme taahhüdüyle teminat altına alırken, tüketicinin ölümü halinde eş ve çocuklarını koruyacak şekilde kredi borcunun sigortalanması konusunda bilgilendirme yapmaması hukuken korunamaz. Banka kredi hakkında bilgilendirme yükümlülüğünün yapıldığını ispat etmek zorundadır. Olayda davalı bankanın 15.09.2010 tarihli bilgilendirme formu adlı içeriği doldurulmamış olan belge ile bilgilendirmeyi yapmadığı açıktır. Bu nedenle tüketiciyi sigorta konusunda bilgilendirmediği için bankanın az da olsa kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Dairemizin 01.07.2013 T. 2013/8602-18042, Y…..HD. 9.4.2015 T. 2015/1534-11329 sayılı kararları ile…’nın 23.12.2009 gün ve 2009/13-433-2009/580, yine …. 2013/13-1592 esas sayılı dosyalarında aynı ilkeler benimsenmiştir. Hal böyle olunca kredi borcunun teminat altına alınması için sigorta poliçesi düzenlenmemesinde Bankanın da müterafik kusuru üzerinde durularak, TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına göre zararın paylaştırılması gerekirken; mahkemece sigorta yapılmamasını genel bankacılık teamülleri gereği mevzuata uygun bulan yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir”
Detaylı bilgi için tarafımıza ulaşabilir bu konudaki haberlerimize de aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

















Yorumlar